15 Ocak 2016 Cuma

Bir Ağız İki Kulak - Dinlemeyi Bildiğinde Konuşmayı da Öğrenirsin - Thich Nhat Nanh


Bu kitap bendeki "iletişim" kavramına yepyeni tanımlar ve bilgiler getirdi. Herkese tavsiye ediyorum. Hele de iletişim ve ilişkilerinde sorun yaşayanlara. Kitaptan beğendiğim bazı alıntılar. "Şefkatli iletişim, karşılıklı anlayışın ve değişimin olağanüstü güçlü bir yoludur. En iyi iletişim önce kendimizle olan iletişimle başlar. Farkındalıkla nefes ve kendimize derin kulak vermekle devam eder."
"Başkalarıyla anlaşılmak ve anlamak için iletişim kurarız. Etkili ve gerçek iletişimin iki anahtarı vardır. İlki can kulağıyla dinlemek ikincisi de sevecen konuşmadır.  Karşımızdakini merhametle ve can kulağıyla dinlemeliyiz. Sözünü bitirene, rahatlayana kadar onu düzeltmemeli ve onun sözünü kesmemeliyiz ve sevgi dili, şefkatle yaklaşarak konuşmalıyız.
Her insan, hayvan iletişim halindedir. Genelde "iletişim" derken aklımıza gelen konuşur, yazarken kullandığımız sözcüklerdir. Fakat beden dilimiz, yüz ifadelerimiz, sesimizin tonu, bedensel hareket, hatta düşüncelerimizdir (niyetlerimiz) iletişim yollarımızdır. Gün boyu düşünce, konuşma ve eylem enerjileri üretiriz. Her an kendimizle ve başkalarıyla iletişim içindeyiz. Siz eyleminizsiniz, yaptığınızsınız, yalnızca bedenle değil, sözleriniz ve zihnimizdeki düşüncelerle.
Düşünme eylemin ilk türüdür somut olarak göremeseniz de güçlü bir enerji olarak oradadır. Düşünme sizi yıkıcı şeyler söylemeye itebilir ya da büyük sevgi yaratabilir. Her düşünce er geç bir meyve verecektir.
Eylemin ikinci biçimi olan konuşma şifa verip özgürleştirebilir ya da yıkım ve acıya yol açabilir. Konuşmamızın ve yazmamızın da iletişimimizde muazzam etkisi vardır. Şefkatle ve anlayışla konuşur, yazarsak kendimizi bedenimizi ve zihnimizi harika hissederiz.
Eylemin üçüncü biçimi bedensel harekettir. Beden dilimizle (sıkılı yumruklar ya da açık kollar) iletişim kurduğumuz kadar daha geniş çaplı hareketlerimizle de kurarız. (Nerede boy göstereceğimizin, günümüzü nasıl geçireceğimizin ve diğerlerine nasıl davranacağımızın seçimi)."
"Söyleyip yaptığımız herşey imzamızı taşır. İletişimimizden sorumluyuz. Fransız düşünür Jean-Paul Satre, "insan, eylemlerinin toplamıdır" demiş. Hayatlarımızın değeri düşüncemizin, konuşmamızın ve eylemimizin niteliğine bağlıdır.  Düşündüğümüz, konuştuğumuz, hareket ettiğimizde yaratırız ve yaratıklarımız içinde var oluruz. Bu, varlığımızın sonucudur. Kurduğumuz iletişimler fiziksel bedenlerimizin artık hayatta olmayışıyla birlikte yitip gitmez. Düşüncemizin, konuşmamız ve fiziksel hareketlerimizin etkisi evrene doğru dalga dalga yayılmaya devam edecektir. Şu bedenimiz ister daha burada olsun ister toprağa karışmış, eylemlerimiz sürer."

Kitap adı: Bir Ağız İki Kulak - Dinlemeyi bildiğinde konuşmayı da öğrenirsin
Yazar adı: Thich Nhat Nanh


22 Mart 2015 Pazar

Bağlanmanın Beş Seviyesi - Don Miguel Ruiz


Modern Dünya için Toltek bilgesi ve Toltek Dönüşüm ustası olan Don Miguel Ruiz Jr., kitapta bugüne kadar öğrendiğimiz kalıplaşmış bilgilerin, sorgulamasızca oluşan bağlılıklarımızın ve inanç sistemimizin nasıl hayatımızı şekillendirdiğini çok akıcı ve gerçekçi şekilde ifade etmektedir.
Bağlılık seviyelerini ise beş seviyede açıklamaktadır. Bu beş seviyede yaşamın içinden çok güzel benzetmeleri ile anlatmaktadır. Bu bağlılık seviyelerinin birinde kendinizi bulacağınıza inanıyorum ki bulunduğunuz bu seviyenin ardında yatan sebeplerin de farkına vararak ve bunlardan özgürleşmek için gerekli adımları da atıyor olacaksınız.

İlk seviye: Öz benlik
"Bilgi mi seni yönetiyor, sen mi bilgiyi?
Varlığını varlığıma borçlu olan bilgim ne olursa olsun, ben canlı bir varlığım."

İkinci seviye: Tercih
"Bilgi mi seni yönetiyor, sen mi bilgiyi?
Bilgiyi hayattaki tercihlerimi yapmak için kullanırım."

Üçüncü seviye: Kimlik  
"Bilgi mi seni yönetiyor, sen mi bilgiyi?
Bilgimi dünyayı görmede ve anlamada kullanmakla birlikte kendimi onunla özdeşleştiririm."

Dördüncü seviye: İçselleştirme  
"Bilgi mi seni yönetiyor, sen mi bilgiyi?
Bilgim biçimindeki kimliğim, hayatımı nasıl yaşayacağıma ilişkin kuralları koyar."

Beşinci seviye: Fanatizm
"Bilgi mi seni yönetiyor, sen mi bilgiyi?
Bilgim her bir hareketimi kontrolü altında tutar."

Bölüm 13 -Bağlılıkların Çatışmadaki Rolünü Görmek
"...
Kendimiz ya da inançlarımızı başkaları ve onların görüşlerine karşı savunmamız gerekmiyor. tek gereksindiğimiz özsaygı. Kendimize saygı duyduğumuzda başkalarının söyleyip yaptıklarını üzerimize almayız. Başka birinin hareketlerini kişisel bir hareket olarak algılama cazibesine kapılırsak onların anlaşmasına evet diyerek kendimize saygımızı yitiririz. Bir kez bunu yaptığımızda bu inanca bağlılık, savunmadan saldırıya geçmemizi gerektirir. Bir anda kurbandan saldırgana geçeriz bu da yepyeni bir dizi sonuca yol açacaktır. Söz ve davranışları üzerimize almayarak kişisel önem duygusuna boyun eğmez , böylelikle de kararlarımızda  sorunları daha da çetrefil hale getirmek yerine çözebilecek karşılıklı saygıyı temel alabiliriz.
..."

Kitap adı: Bağlanmanın Beş Seviyesi
Yazar adı:  Don Miguel Ruiz

Ustaca Sevmek - Don Miguel Ruiz


Yazar, korku ve ehlileştirme ile her birimizin kendiniz için kişisel düş içinde yaşadığını aktarıyor. Bizden önceki insanlar büyük bir düş yaratmış. Dış düş veya gezegen düşü milyonların ortak düşüdür. Büyük düş bütün toplum kurallarını, yasalarını, dinlerini, farklı kültür ve varoluş biçimlerini ele alır. Zihnimizde saklı bütün bu bilgiler kafamızın içinde aynı anda konuşan ses gibidir. 
Gerçek biz,  saf sevgidir, yaşamdır. Gerçeğin bizim düşümüz ile hiç bir ilgisi yoktur. Yaşamımız,  kişisel düşümüzün ifadesidir. Kendi düşümüzün ustası olmalıyız. Kitap koşulsuz sevginin gücünü keşfetmemizi ve korkunun yaşamımıza nasıl olumsuz yön verdiğini anlamamızı sağlayacak harika bir kitap. 
Kitap, bakış açınıza çok yön katacak dolu dolu bir kitap. İnanılmaz akıcı bir okunuşta hemen bitiyor. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. 

Ustaca Sevmek - Bölüm 4 Sevgi Yolu Korku Yolu'dan alıntı.. 
"Sevgi her zaman incedir. Korkuysa hep kaba. Korkuyla hareket ettiğimizde yaşamımız zorunluluklar, beklentiler, saygısızlık, sorumluluktan kaçınma ve acımayla dolar. Onca korkunun acısını çekerken nasıl iyi olabiliriz ki? Her şey bize kendimizi kurban gibi hissettirir. Öfke, keder, kıskançlık ya da aldatılmışlık duyguları içinde oluruz. 
Öfke, yüzüne maske geçirmiş korkudan başka bir şey değildir.Korkudan kaygılanıp acı yaratan bu duygularla inceliği ancak taklit edebiliriz. Gerçekte ince değildir tavrımız, çünkü kendimizi iyi, mutlu hissetmeyiz. Sevgi yolunu izliyorsanız hiçbir zorunluluk, beklenti yoktur yaşamınızda. Kendinizi ya da eşiniz için üzülmezsiniz.Sizin için her şey yolundadır, bundan ötürü da yüzünüzden gülümseme eksik olmaz. Kendinizi iyi hissedersiniz ve mutlu olduğunuz için de nazik olursunuz. Sevgi her zaman incedir. İncelik sizi verici kılarak bütün kapıları açar. Sevgi vericidir. Korku bencildir. Korkuda yalnızca ben vardır. Bencillik bütün kapıları kapar. 
Sevgi koşulsuzdur..." 

Kitap adı: Ustaca Sevmek 

Yazar adı: Don Miguel Ruiz

27 Ocak 2015 Salı

Başucu Kitabım: "İnsan Ne ile Yaşar" - Tolstoy

 
Bu kitap benim birinci başucu kitabımdır ve ara ara okurum, bu dünyada sevginin insanları yaşattığını çok güzel bir öykü ile anlatıyor. Herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim.
Kitabın “İnsan Ne ile Yaşar” öyküsünde 3 çözümleme var.
1.       İnsan içinde ne yaşatır?
İnsanın içinde yaşattığı beslediği şey sevgidir.
2.       İnsana verilmeyen şey nedir?
Kendi ihtiyaçlarının bilgisi insana verilmemişti.
3.       İnsan ne için (ile) yaşar?
Tüm insanlar kendilerini düşündüklerinde değil kalplerinde sevgi olduğu için yaşarlar.  

Kitaptan alıntı:
“…. Önceden insanlara yalnızca yaşamalarını istediği için hayat verildiğini sanırdım. Şimdi başka bir şeyi anladım. Anladım ki Tanrı insanların ayrı ayrı değil, birlikte yaşamalarını ister. bu yüzden her birine kendi ihtiyaçlarını vermez, hepsinin ortak ihtiyacı olan şeyi verir. 
Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek yaşadıklarını zannetseler de onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse o Tanrı'da, Tanrı da ondadır. Çünkü Tanrı sevgidir...." 

Kitap adı: İnsan Ne ile Yaşar
Yazar adı: Tolstoy 

Kendine Güven - Peter Lauster

http://mcdn01.gittigidiyor.net/8576/tn50/85765876_tn50_0.jpgAlman Psikolog, yazar ve terapist Peter Lauster’in kaleme aldığı “Kendine Güven” isimli kitap kendine güven konusunu sebepleri ve sonuçları ile çok geniş kapsamlı olarak ele alıyor.
Bağımlılıklarımızın, korkularımızın, aşırı uçlu bir çok davranış veya duygularımızın temelinde yatan sebepler çoğunlukla örneklerle açıklanarak verilmiş. Bu örnekler ile çok güzel bağlantılar kurulabiliyor. Kendinizde veya çevrenizde birçok kişideki sorunların temelini de anlayabiliyorsunuz. Bu çözümlemeyi yapmak bile sizi kendinize ve çevrenizdeki kişileri daha iyi analiz etmenizi sağlıyor. Bu yüksek özgüven oluşturmanızın başlangıç adımıdır. Akabinde durum analizi, etkinlik ve kendini sorgulama ile yüksek özgüven oluşumu konusunda harekete geçmiş olacaksınız. Kitapta özgüven oluşumu için en son ve en zor adımın ise bilincin şimdiye değin ki tutumunun değişmesi olduğunu belirtiyor ki bunun içinde kendinize güveninizi arttırma programını oluşturmanız gerektiği belirtiliyor.
Kitabın önsözünden bir alıntı:
“….
Yaşamı boyunca ne denli başarısızlığa uğrarsa insan, o denli daha az güvenir kendine ve o denli daha korkak olur. Davranış araştırmacıları, insanın bu şekilde “koşullara uyum sağlamaya yöneldiği”ni keşfettiler. Ne var ki bu uyumluluk, onun ruhunda, mantığıyla hiç de uyuşmayan süreçler gelişmesi demektir. İnsan gerçi uygun bir yaşam sürdürdüğüne inanır ama bu bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Halbuki o asıl, ruhunda bilinmedik güçler tarafından “yaşatılmakta”dır. İnsan eğer bu bağlantıları tanıyabilirse gelecekte kendini olsun birlikte yaşadığı insanları olsun daha iyi anlayabilecektir. Kendine güveni arttırmak için, bu kitabın okuyucusu edilgen biçimde okumakla yetinmemeli, okuduğu parçalar sayesinde üstün bir özgüvenin “kanat çırparak üstüne konacağı”nı ve bir daha da ayrılmayacağını beklememelidir. Kendi de etkin olmalı ve kitabın yarattığı düşünce kıvılcımlarını, yaşamında ateşe dönüştürmeli yani yarattığımız düşünceleri  yaşama geçirmeye çalışmalıdır….”

Kitap adı: Kendine Güven
Yazar adı: Peter Lauster 

18 Eylül 2014 Perşembe

"Başkaları Ne Der" Girdabından "Dört Anlaşma -Don Miguel Ruiz" Kitabı ile Kurtarın!


Son dönemlerde okuduğum ve çok keyif aldığım bir kitabı sizinle paylaşmak istiyorum. Kitapta, gereksiz varsayımlara, başkalarının ne düşündüğüne neden takılmamamız gerektiği çok güzel bir şekilde anlatılmış. Kitabın içeriği özetle şu şekilde. Şimdiye kadar kendimizle, ailemizle, arkadaşlarınız ve toplumla kendimizi kısıtlayan, daraltan,  kıyaslayan ayrıca inanç, duygu ve  özgürlüğümüze ve düşüncelerimize yön verecek çok fazla anlaşma yaptığımızı ve bu anlaşmaların çoğunu ise farkında olmadan yaptığımızı anlatıyor. Özgürlüğümüzü kısıtlayan tüm bu anlaşmalardan vazgeçip kendimizle aşağıda çok özetle bahsedilen dört anlaşma yapmamızı ve hayatımızın kontrolünü ele alarak, hayattan keyif alıp, mutlu ve sağlıklı ilişkiler kurabileceğimizi anlatıyor. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.  

Aşağıda yazılanlar "Dört anlaşma" isimli kitaptan alıntıdır.
" DÖRT ANLAŞMA:
1.Kullandığın Sözcükleri Özenle Seç - Sözler sizin yaratma gücünüzdür. Yaratıcı gücünüzü sözle ifade edersiniz. Hangi dili konuşursanız konuşun, niyetiniz söz aracılığı ile ifade bulur. Söz sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. Söz, güçtür; kendinizi ifade etme ve iletişim kurma gücüdür. Sözleriniz arı olması çok önemlidir, ilk Anlaşma "Sözleriniz arı, kusursuz, eksiksiz olmalıdır...........

 2. Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama - Kişisel algılamak, ancak söylenen şeye katılmakla mümkündür. Söylenen sözle anlaşma yaptığınız anda, zehir zihninize yayılır ve cehennem rüyasının tutsağı olursunuz. Sizin bu tuzağa düşmenizin nedeni Bireysel önemlilik denilen şeydir. Bireysel önemlilik ya da kişisel algılamak, bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir. Çünkü her şeyin kendimiz ile ilgili olduğunuz varsayarız............

3. Varsayımda Bulunma - Varsayımda bulunmanın problemi, varsayımların gerçek olduğuna inanmanızdır. Onların gerçek olduğuna yemin edebiliriz. Başkalarının neyi düşündüğüne ya da yaptığına dair varsayımlarda bulunuruz. varsayım teorilerimizi kişisel algılarız. Sonrada o kişileri suçlar ve sözlerimizle duygusal zehir saçarak tepki gösteririz...........

4. Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap - Bu anlaşma, diğer üç anlaşmanın kalıcı alışkanlığa dönüşmesini sağlayan anlaşmadır. Yapabildiğinizin en iyisini yapmakla yaşamı dolu dolu ve yoğun yaşarsınız. Üretken ve kendinize karşı iyi olursunuz. Çünkü kendinizi, ailenize, topluma, her şeye en iyi şekilde verirsiniz. Aksiyonun kendisi size yoğun mutlu duygular yaşatacaktır.
Yapabildiğinizin en iyisini yaptığınızda sözlerinizi özensiz kullanma, kişisel algılama ve varsayımlarda bulunma alışkanlıklarınız gittikçe zayıflayacak ve seyrekleşecektir. Kendinizi yargılamaya, suçluluk duymaya ya da cezalandırmaya ihtiyaç duymayacaksınız.

Dört Anlaşma ile yaşamınızın kontrolü yüzde yüz sizin elinizde, sizin yönetiminizde olacaktır. Dört Anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Bu cehennemi, cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal rüyayı, bireysel cennete çevirme ustalığıdır."

Kitapta beğendiğim bir cümle var onu da paylaşmak istiyorum.
"Duygular, insanların davranışlarını yönettiğinde, insan duygularını yönetemez hale gelir."

Anlaşmalarına uyma konusunda hepinize başarılar dilerim. Kendi hayat hikayenizin yazarı olmak anlaşmalara bilinçli bir şekilde imza atmanız dileği ile :).

Kitap adı: Dört Anlaşma
Yazar adı: Don Miguel Ruiz

19 Şubat 2014 Çarşamba

Altın Kurallarım


* Kimsenin kalbini kırma
* Dürüst ol
* Herşeyi paylaş
* Haksızlığa uğradığında küsme, kızma
* Affet, unut vicdan azabından iyidir.
* Olduğun gibi değerlisin, yeterlisin ve güzelsin
* Rahat ol, her insan özel, eşsiz ve değerlidir.
* Daha güzel, akıllı, zeki, yetenekli, uzun, kurnaz..vb olma sadece sevgi dolu bir kalbin olsun
* Almak için verme
* Kimsenin yüzüne söylemediğin sözleri arkasından konuşma
* Umutlarından vazgeçme
* Korkudan korkma...Korktuğun şeyi yap
* "Bugün ağlıyorsan, yarın güleceksin" Bunu unutma
* Gönlünden geçen kadar ver
* Kimseyi kıskanma, o kişi hakkında bilmediğin çok şey vardır.
* İstediğini yap, istemediğini yapma
* Başkası istiyor diye istemediğin bir şeyi yapma
* Bil ki nötr olmak için bile her artı karşılığı bir eksiye gerek vardır.
* Önemli olan önce niyettir.

Sultan Öztoprak 
19.02.2014 

11 Eylül 2013 Çarşamba

Yaşamla Dans Et - Mükemmeliyet - Korkuyu Hissedin ve Yine de Yapmayın! - Susan Jeffers

 

Mükemmellik hakkında çok hoşuma giden bu yazı Susan Jeffers’ın “Yaşamla Dans Et” isimli kitabının “Korkuyu hisset ve yine de yap” başlıklı bölümden alıntıdır. Bu kitabı korkularının, bağımlılıklarının üzerine gitmek, yaşamla barışık bir hayat yaşamak isteyen ve mücadele etmekten yorulan herkese şiddetle okumasını tavsiye ederim.  

Susan Jeffers’ın “Yaşamla Dans Et” isimli kitabının “Korkuyu hisset ve yine de yap” başlıklı bölümden alıntı: “….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….

 Mükemmel olma ihtiyacını Bırakın

Mükemmeliyet, insanı çıldırtan başka bir bağımlılıktır. Bedenlerimiz mükemmel olmalı. İşteki performansımız mükemmel olmalı. Mükemmel anne ya da babalar olmalıyız. Partiyi mükemmel biçimde planlamalıyız. Evlerimizdeki temizlik mükemmel olmalı. Ve saire ve sair ve saire

Peki yine de mükemmel misiniz? Ben de değilim! Hiç-bir zaman da olamayacağız. Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapan insanoğullarıyız. Ve İnsanoğulları mükemmel olmak üzere doğmamışlardır.

Öğrenmek, büyümek, yayılmak, sevmek, yaratmak, zevk almak, kendimiz dahil her şeydeki güzelliği görmek için doğduk. Ama mükemmel olmak için doğmadık.!
….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….

Mükemmeliyete olan bağımlılığın bu derece yıpratıcı olmasının nedeni, özdeğerimizin performansla ölçülmesidir. Ancak, hiç kimse mükemmel olmadığından, mükemmeliyet aracılığıyla özdeğere ulaşmak imkansızdır. Korkarım yanlış duvara yaşlanmış başka bir merdiveni ortaya çıkarmaktayım.”
….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….

Anlayınız ki, yeterince iyi olduğunuzun ve çabalarınızın sonuçlarının yeterince iyi olduğunun farkına varmanız, dağınık ve umursamaz olmanız için bahane değildir. Yeterince iyi olduğumuzu anlamamız, hayatta yaptığımız her şey de sevgi dolu bir çaba göstermemize hizmet eder. Ama bu sevgi dolu bir çaba, mükemmeliyete olan bağımlılıktan tümüyle ayrı tutulmalıdır.

Başarı ve tatmin duyguları mükemmel olmak için ölesiye çırpınmaktan kaynaklanmaz. Bu duygular iç gücümüzü, güzelliği ve sevgiyi yaratıcı, enginleştirici, olumlu ve sevgi dolu bir şekilde kullanma sürecinden kaynaklanır.

Mükemmel olma ihtiyacı, hayatın tam anlamıyla tadına varmamızda yolumuzu başka bir zorluk daha çıkarır: Daha önce denemediğimiz bir şeyi, yeterince iyi olmamamızdan korkarak yapmaktan kaçınırız.
….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….

Bizlere teşebbüs ettiğimiz her şeyde mükemmele ulaşmamız gerektiği öğretildi. Kendimizi gülünç bir duruma sokmaktan korkarız. Bu nedenle, bir işi gerçekten iyi yapamıyorsak iyi vakit geçiremeyiz. Veya bu işi yapmaktan tamamen kaçınırız. Bunun önüne görmek için kendi  kendimize devamlı şunu tekrarlamalıyız:

            Amacımız mükemmeliyete ulaşmak değil, keyif almaktır!
Eğer yapmaya değiyor ise ve yaparken de çok güzel vakit geçiriyorsanız, bu işi iyi yapıp yapmadığınız kimi ilgilendirir?
Dolayısı ile görüyorsunuz ki mücadeleyi bırakıp yaşamla dans edebilmek için amacımız mükemmeliyet değil, keyif almak olmalıdır.
….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….………."
Bağımlılıklarla başa çıkmanın yöntemlerini kitapta detaylı bir şekilde bulabilirsiniz. J
Kitap adı: Yaşamla Dans Et
Yazar adı: Susan Jeffers

Yaşamla Dans Et - İşkoliklik - Korkuyu Hissedin ama Yine de Yapmayın! - Susan Jeffers


İşkoliklik hakkında çok hoşuma giden bu yazı Susan Jeffers’ın “Yaşamla Dans Et” isimli kitabının “Korkuyu hisset ve yine de yap” başlıklı bölümden alıntıdır. Bu kitabı korkularının üzerine gitmek, yaşamla barışık bir hayat yaşamak isteyen ve mücadele etmekten yorulan herkese şiddetle okumasını tavsiye ederim.  

Susan Jeffers’ın “Yaşamla Dans Et” isimli kitabının “Korkuyu hisset ve yine de yap” başlıklı bölümden alıntı: “….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….

Çalışma bağımlılığını Bırakın:
Burada kullanılan işkoliklik, zengin ve dengeli bir yaşam pahasına, takıntılı bir şekilde bir şeylerle meşgul olma ihtiyacıdır. İşkoliklik, sadece fiili iş gücünde çalışanları değil, hiçbir zaman yeterince çalışmadıklarını düşünen evde oturan kişileri, hobileri üzerinde “Çalışmak” için her sabah zorla saat altıda uyanan emeklileri, tatilde gibi gibi gözüküp akıllarını işten alamayan veya bu çok değerli birkaç özgürlük gününe her şeyi sokuşturmak için zorlanan kişileri ve “daha çok – daha iyi - en iyi” sendromuna yönelmiş herkesi kapsamaktadır.
 Neden işkolik hale geliri?

-          Bazılarımız hayatta başarılı olmak için çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak gerektiğine inanır. Hayatta başarılı olup işkolik olmayan pek çok örnek vardır

-          Bazılarımız işkolikliğin iş hayatında iyi uygulamalara götürdüğüne inanırlar. Yine de araştırmalara göre, baskıcı, kapalı bir şekilde yoğunlaşmış, rekabetçi, gergin bireylerin ağaçlar yüzünden ormanı görmediklerini ortaya koymaktadırlar.

-          Bazılarımız ailemizin geçimlerini sağlamak için işkolik olmamız gerektiğine inanır. Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için zorunlu çalışan insanları işkolik olarak niteleyemeyiz. Bir işkolik yeterince parası olsa dahi çalışmaya meyillidir.

-          Bazılarımız “düzgün bir ev” idare etmek için işkolik olmamız gerektiğine inanır. Düzgün bir ev, her şeyin tertemiz olduğu ve katı bir şekilde yönetildiği bir ev midir, yoksa her şeyi kontrol etme ihtiyacı duymayan rahat bir insanın kolaylık, yumuşaklık, kabullenme ve huzur yeri midir?

Aslında, bireylerin neden işkolik olduklarını açıklayan popüler, ancak hatalı daha pek çok sebep saymaya devam edebiliri. Ancak kişilerin neden işkolik olduklarını açıklayan gerçek sebeplere değinmeme izin verin. Gördüğüm kadarı ile,

      İşkoliklik, bir saplantı. Bir kaçış. İşkoliklik, içimizdeki acı, yoğun boşluk duygumuz, özdeğer eksikliğimiz, kimlik ihtiyacımız, “daha çok – daha iyi – en iyi”ye yönelişimiz, anlamlı insan ilişkilerine sahip olmayışımız,  Yeterince sahip olmama, ya da yeterince iyi olmama korkumuzla yüz yüze gelmemek için başka bir yola sapmamıza izin vermektedir. 

Bunu tekrar okuyun. Kaçmak istememize şaşmamak gerek! Olduğundan daha anlamlı bir yaşam için duyduğumuz arzuyu maskelemek istememize de şaşamamak gerekir. Yüzeyin altında ne kadar şiddetli bir burgaç yatmakta! Biz işkolikler işimizle boğulmadığımız zaman, “Her an bir şey yapmakla meşgul değilsem, ben kimim, ben neyim, neden benim?” şeklinde kendi kendimize soru sormak zorunda kalırız ve ne yazıktır ki, bu derin sorulara verilecek cevabı araştırmaktan çok korkarız. Bu durumun bir sonucu olarak, hiçbir zaman benliğimizin kullanmadığımız parçalarının gizemini, harikalığını ve enginliğini görme şansımız olmaz. Bunun yerine, edilecek telefonlar, buluşulacak insanlar, tamamlanacak projeler… meşgul, meşgul, meşgul
       ……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….

 Bu dalgalı suları nasıl sakinleştirebiliriz? Kendimizi huzur içinde hissetmeyi nasıl öğrenebiliriz? Kendimizi çalışma bağımlılığımızdan çekip kurtarmamız için atabileceğimiz adımlar nelerdir? Daha önce belirttiğim gibi, her türlü bağımlılığın tedavisi, kendimizi alt benliğin bataklığından çıkarıp, üst benliğimiz içindeki huzur yerini bulmaktır.
      ……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….……….”

Bağımlılıkla başa çıkmanın yöntemlerini kitapta detaylı bir şekilde bulabilirsiniz. J

Kitap adı: Yaşamla Dans Et 
Yazar adı:  Susan Jeffers