30 Ağustos 2013 Cuma

Konuştukça Batıyoruz - Dr. David Stiebel


Olayları değerlendirirken ve tartışmaların, anlaşmazlıkların tek çözümünün tarafların birbirini daha iyi anlamak ve her şeyi açık açık konuşmak olduğunu düşünürken Dr. David Stiebel'in "Konuştukça batıyoruz" isimli stratejik iletişim yöntemini anlatan kitabını okuduktan sonra fikirlerim değişti. Kitabın amacı, karşınızdaki insanı uzlaşmaya ikna ederek meseleyi çözmenize yardımcı olacak bir strateji sunmaktır. İnsan davranışları ve anlaşmazlık sebeplerini çok iyi gözlemlendikten sonra  değerlendiren ve sonuçları ortaya koyan bu kitabı mutlaka herkesin okumasını tavsiye ederim. Aşağıda kitabın sürekli üzerinde durduğu stratejik iletişim için gerekli olan dört adım yer alıyor. Tabi ki adımları nasıl kullanacağınız ve kullanma sebepleri kitapta detaylı olarak açıklanmıştır.


Kaynak: Dr. David Stiebel'in "Konuştukça batıyoruz" isimli kitabı:
“Stratejik iletişim, içinde bulunduğunuz durumu inceleyip, ne yapacağınıza hemen karar vermenizi sağlar. Bu metot karşılaştığınız meseleyi temel alıp, çözümler geliştirmenize yardımcı olur.
Şartlar ne olursa olsun, dikkat etmeniz gereken dört önemli stratejik etken var: Mesele, hedef yöntem ve sonuç. Stratejik iletişimin her adımı, bu etkenlerden birine odaklanır ve nasıl üstesinden geleceğiniz konusunda öneriler sunar.

1. Mesele: Ortada bir yanlış anlama ya da gerçek bir anlaşmazlık olup olmadığına karar verin.
Yanlış anlama, insanların birbirini yeteri kadar anlamamalarından kaynaklanır, gerçek bir anlaşmazlık; insanların en uygun şartlar altında bile birbirlerini anlamakta direnmelerinden kaynaklanır. Bir yanlış anlama söz konusuysa çözüm basittir; birbirinizi tam olarak anlarsınız ve mesele ortadan kalkar. Gerçek bir anlaşmazlıktaysa, karşınızdakini ikna etmek için stratejiye ihtiyacınız vardır.

2. Hedef: Karşınızdaki insanın bir sonraki hamlesini siz yönlendirin.
Kendinize soracağınız ilk soru: “Ne yapmalıyım?” olabilir. Ama onu etkilemek için kendinize başka bir soru sormalısınız: “Ondan ne yapmasını istiyorum?”. Meselenin üstesinden gelmek için karşınızdaki kişiyi alt sınırına itmeniz önerilir. Bu sizin için eninde sonunda yapabileceklerini (yakın sınırını)  ifade eder. Karşınızdaki kişinin sizin için yapmak istediği ya da yapabileceği şeye odaklanmak faydalıdır.

3. Yöntem: Karşınızdaki insanı ikna etmek için, onun düşüncelerini kullanın.
Karşınızdaki kişiyi ikna etmek için hatasının ne olduğunu ve ne yapmasını istediğiniz davranışın nedenini açıklamalısını. Bu yüzden de, onun tavırlarının ve düşüncelerinin üstesinden gelmeniz gerekir. Değil mi?
Hayır. Bu, işleri yokuşa sürmek olur.

Onun düşüncelerine karşı mücadele vereceğinize onun düşüncelerini kendi yaklaşımınızın temeli olarak alın. İnsanlar kendi düşüncelerinin, en ikna edici etken olduğunu düşünürler. İster kaba ister nazik olun; ama önce karşınızdaki insanın düşüncelerinden yola çıkın ve stratejiniz gereği, onu, sizin istediğiniz davranışa yöneltmek için kendi düşüncelerini kullanın.

4. Sonuç: Karşınızdaki insanın tepkisini tahmin edin.
Bir tartışmada, duygusal olarak tuzağa düşmek oldukça kolaydır; ama birçok duygusal tuzak önceden fark edilebilir. İşler kızışmadan önce, bir tuzaktan kurtulmak için karşınızdaki kişinin bir sonraki hamlenize nasıl karşılık vereceğini kestirmeniz gerekir.  Bu kitap, insanın vereceği tepkiyi doğru bir şekilde tahmin etmenin yöntemini göstermektedir. Ardından, ya önceden tasarladığınız stratejinizle ya da geliştireceğini bir başka stratejiyle harekete geçersiniz.


Kitap adı:Konuştukça Batıyoruz
Yazar adı: Dr. David Stiebel

25 Ağustos 2013 Pazar

Korksan da Vazgeçme (Feel the Fear and Do It Anyway) - Susan Jeffers

 Korkuyla İlgili Beş Gerçek

1. Büyümeye ve kendimi geliştirmeye devam ettiğim sürece korku peşimi bırakmayacak.  

2. Korkudan kurtulmanın tek yolu, harekete geçip korktuğum şeyi yapmaktır.

3. Kendimi daha hissetmenin tek yolu harekete geçip korktuğum şeyi yapmaktır.

4. Sadece ben değil, tanımadığı bölgeye giren herkes korkar.

5. Korkunun üzerine gitmek, çaresizlikten doğan korkuyla birlikte yaşamaktan daha korkutucu değildir.

Susan Jeffers'ın "Korksan da Vazgeçme (Feel the Fear and Do It Anyway)" isimli kitabında geçen "Korkuyla İlgili Beş Gerçek"  çok hoşuma gittiği için sizinle paylaşmak istedim....Bu kitabı korkularının üzerine gitmek isteyen herkese tavsiye ederim. 



Kitap adı: Korksan da Vazgeçme (Feel the Fear and Do It Anyway) 
Yazar Adı: Susan Jeffers

23 Nisan 2013 Salı

Sakladığım Her Şey...



Sakladığım her şey; beni en zayıf anımda yakalayıp kendimle yüzleşmenin en zoru olduğunu, gücümün sınırlarını, kimin kimi gizlediğini, en ufak olaydaki acizliğimi, yıllarca üstünü örtmeye çalışıp ne kadar uzaklaşsam da yine de bir parmak boyu yol alamadığımı, ben kaçtıkça yakalandığımı, yakalanınca da bir saniyede binlerce kez ölebileceğimi ve her bir hücremin buz kesilebildiğini acımasızca yüzüme vuruyor.


Sultan Öztoprak
23/04/2013

Sözler Mermi Gibi...


Sözler mermi gibi, ya karşındaki ya da seni yaralar. Ne zaman konuşmalarımda düşüncelerim gibi savruk, özensiz olsam o kadar insanları kırabildiğimi fark ettim. Ayrıca yine özensiz, önem vermeden konuşan kişilerin de karşısındakinin ne duyduğunu önemsemediğini fark ederek bu sefer kırılan ve belli etmeyen ben oldum. Bir çok kişinin ağzından çıkan ve kulağına gelen sözleri aynı önem, özen derecesinde süzdüklerini düşünmeye başladım. Dolayısı ile konuşurken daha cimri olup, duyduklarımı da ölçüp biçmemenin beni daha az üzdüğünü anladım. Başkasının düşüncesine, sözüne gücüm yetmez kulaklarımdaki geçitte kadar. Sadece benden çıkan ve bana gelen sözü süzmekle yetiniyorum ve şimdi biliyorum ki herkes kendi müdahale alanlarında sorumlu gerisi karşıdaki kişiye kalmış aksi halde başkasını değiştirmek mümkün görünmüyor, belki en güzel destek onun farkındalığını arttırmak olabilir J.

Sultan Öztoprak
23/04/2013 

17 Nisan 2013 Çarşamba

Yapılacak İşlere Dur Diyorum:) Lütfen, Sıranızı Bekleyiniz..


Yapılacak işler bazen o kadar çok oluyor ki kafamda onları düşünürken yoruluyorum bazen de başlayamıyorum bile. Sanırım kendime çok yükleniyorum sonunda taşıyamıyorum. Fark etmemiz lazım, yolun başında yavaş, emin adımlarla, taşıyabileceğimiz kadar yük ile yürümek ve zamanı gelince yükümüzü azalttıktan sonra yenilerini alıp yola devam etmenin en güzeli olduğunu, yanıp sönen yıldız olmaktansa :)


Sultan Öztoprak
17/04/2013

12 Nisan 2013 Cuma

Kendime Hata Yapma Hakkını Verdim :)


Hayatın hep matematik hesabı gibi olduğunu düşünürdüm, çünkü matematikte hangi yoldan giderseniz gidin sonuç hep aynıdır ve hesaplanabilir. Oysa şimdi farklı düşünüyorum hayat  gerçekten sonucu belli olan bir hesaplama kesinlikle değil. Her ne kadar siz hataya, yanlışlıklara yer verseniz de bir gün hesaplamadığınız başka bir etken hayatınızın değişmesine sebep olabiliyor. Ne yapmak, bu faktörleri nasıl hesaplamak ve kötü olaylara nasıl hazırlanmak lazım. Bence hayatı hesaplayarak yaşamayı bırakmadığımız sürece bu durumdan kurtulamayız. Artık hayatı hesaplamaktansa, kendimi tanımaya, anlamaya, istediklerimi yapmaya ve  hayatımı kendim yönlendirmeye çalışıyorum. Kendime hata yapma hakkını tanıyorum. Her insan gerçekten çok değerli ve özel yeter ki önce kendi değerini anlayabilsin. 


Sultan Öztoprak
12/04/2013 

Ölüm Yaşama Açılan Kapı Olamaz Mı?



Her şeyin her zaman bir görünen bir de görünmeyen yüzü olduğunu düşündüm. Ölümün görünen yüzü hep acı, üzüntü ve ayrılık içeriyor. Oysa ölümün bir de görünmeyen yüzü var. Ölümün varlığının her an ve her yerde olduğunu  keşfeden insanların, bu dünyada edindikleri her şeyi bu dünyada bırakacakları bilinci ile hareket ettiklerini, yaşama çok sıkı bağlandıklarını, gereksiz hırsa, öfkeye, kine, kıskançlığa kapılmadıklarını, insanlara değer vererek, her şeyi paylaştıklarını, sevginin, özgürlüğün büyüsünü keşfettiklerini, teslimiyetçi bir yapı ile yaşayarak mutlu, huzurlu, samimiyet ve anlayış ile yaşadıklarını düşünüyorum. Ölümün bizi ve sevdiklerimizi de her an bulacağının daha fazla bilincinde olursak, ufak olayları büyütmeyiz, gereksiz kırgınlıklara kapılamayız ya da sorunların çözümü olacağını düşünerek üzülmektense çözüm ararız. Yıllar, yüzyıllar önce insanların da yaşadığını, sorunları olduğunu, savaştıklarını ve şu anda hayatta olmadıklarını düşünmek gibi. Ölümden korkarak yaşamaktansa, yaşamı her anını dolu dolu geçirmek, sevdiğimiz işleri yaparak yaşamamız en doğrusu. O zaman ölsek bile en azından istediğimiz gibi yaşamış oluruz. Yaşamadan ölmek ve hatta ölü gibi yaşamak daha kötü.

Sultan Öztoprak
12/04/2013 

İletişim Engellerinden Bazıları


  • Karşımızdakini anlamaya çalışmamak
  • Karşımızdakini dinlememek
  • Ne söylediğimiz kadar nasıl söylediğimize dikkat etmemek, yani ses tonu ve beden dilini kullanamamak.     
  • Kendi doğrularımızın tek doğru olduğuna inanıp, başkalarına kabul ettirmeye çalışmak. Bizden farklı düşünceleri ya da olayları olduğu gibi kabul etmemek veya dinlememek oysa bizi en iyi bizden farklı düşünenler geliştirebilir. Farklılıklara saygı duymak her zaman sinerji yaratır, samimiyet ve açıklık yaratır. 
  • Kızgınlık duymak. Kızgınlığımızı ya bastırırız ya da sağlıklı veya sağlıksız biçimde dışa vururuz. Kızgınlığımızı sağlıklı bir biçimde ifade edemiyor isek genelde istemediğimiz sözcükleri kullanabilir, sert tepkilerde bulunarak aslında dile getirmek istediğimizden farklı konuşabiliriz. Kontrol edemediğimiz farklı konuşmalar, sert tutum ve davranışlar ilişkimizin gelişmesine büyük engeller yaratır. Kızgınlık duymanın bazı sebepleri:
    1. Algımız ve değerlendirmemize göre doğru, dürüst ya da adil olmayan durumları yaşadığımızı düşünmek
    2. Kendimizden ve başkalarından beklediklerimizi gerçekleşmemesi
    3. Olumsuz durum ve olayların karşısında çözüm üretmeye odaklanmamak ve kızgınlık duygusunu veya olumsuz duyguların esaretine kapılmak.... 

Sultan Öztoprak
28/02/2013 


26 Şubat 2013 Salı

Etkili İletişim



İletişim nedir?
Sözlü ve sözsüz mesajların karşılıklı alışverişidir. Duygu, düşünce ve bilgilerimizi karşılıklı aktarılmasıdır. 
                              
MESAJ İLETME              >>>       ANLAMA, YORUMLAMA      
ANLAMA, YORUMLAMA  >>>      MESAJ İLETME              
                                                
Etkili iletişim sadece birbirimize mesaj iletme şeklinde değil de karşı tarafı anlamak, yorumlamak, sözlü veya sözsüz mesaj üretmek, mesajı karşı tarafa iletmek ve karşı tarafın biziifade etmeye çalıştığımız gibi anlamasını sağlamaktır. Bu tanım çok basit gibi görünse de bir çoğumuz daha mesajı iletme, anlama, yorumlama kısımlarında hep takılırız ki bu en büyük iletişim engellerinden biridir.

Etkili İletişim İçin:
1. Karşımızdakini dinleyip, anlamaya çalışmalıyız. Sadece dinlemek bile iletişim kurmaktır. Dinlemek, karşımızdakine önem vermektir.

2. İletişim sırasında ne söylediğimiz kadar ses tonumuza ve beden dilimize de önem vermeliyiz. İletişim karşı tarafın algıladığı ve yorumladığı bir süreci de içerdiği için ne söylediğimiz kadar nasıl söylediğimizin de önemi büyüktür. Bu durumda iletişim; kelimeler, ses tonu, beden dilinden oluşan bir bütündür. Kelimeler ne söylediğimizi ifade ediyor ise, ses tonu ve beden dilimiz nasıl söylediğimizi ifade eder ki karşımızdaki kişi bizi tüm duyuları ile algılayıp bizi bütün olarak yorumlar. Bu sırada söylediğimiz ifade ile beden dilimiz veya ses tonumuz uyuşmuyor ise ile etkili bir iletişim kuramayız. Yani karşımızdaki kişiye mesajımızı iletsek bile nasıl anladığı tamamen algılarına ve bu algıları nasıl yorumladığına bağlıdır.
Yapılan araştırmalara göre iletişim sırasında
    1. Kelimeler   %10
    2. Ses tonu    %30
    3. Beden dili   %60
oranlarında etkilidir.
3. Empati kurmalıyız. Empati, Kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakması, karşıdakinin duygu ve düşüncelerini doğru anlaması ve hissetmesi ve o kişiyi anladığını ona ifade etmesidir. Empati karşımızdakini onaylamak değil, onu anlamaya çalışmaktır.
Empati kuran kişiler:
a.       Karşısındaki kişiyi destekler
b.       Karşısındaki kişinin sorununa eğilir
c.       Karşıdaki kişinin mesajını tekrar eder
d.       Karşıdaki kişinin duygularını anlamaya çalışır 


Sultan Öztoprak, 
26/02/2013