11 Ekim 2018 Perşembe

Ruhun Anatomisi – Carolyn Myss

Bizi hasta eden şeylerin başında duygusal yüklerimiz geliyor. Aklımız, Kalbimiz ve sözlerimiz bir ve gerçek olmadığında biz fark etmesek de zehirleniyoruz….Hep konu aynı yere geliyor sağlıkla ifade bulmayan her duygu düşünce sağlıksızca bedende kendisini ifade ediyor.
Şifa için bence önce ruhu şifalandırmalıyız. Ruhun mutsuzsa sende mutsuzsun J
Tabi insanı zihin, beden ve ruh diye ayırmak garip olabilir J ama bu şekilde mühendis kafasına iyi geliyor parçalara ayırmak. Ruhumuz bütünün önemli bir parçası. Neden? Çünkü bugüne kadar derler ya ne güzellik ne para ne şöhret ne güç insana mutluluk getirir peki insana ne mutluluk getirir. İşte bence burada hayatta çok ince çizgiler var hayatın standart bile olsa hala mutlu olmayıp boşluk içinde olabilirsin. İşte o zaman orada işin içine ruh giriyor. Ruhsal boşluk ki bu bana göre ancak insanın hayatında anlamlı, belki faydalı ( hizmet gibi), yaratma, kabullenme, üretme, coşku, haz, özgürlük, değişim, kucaklamak gibi unsurlar olmazsa ve bunlar gerçek olmazsa kesinlikle bir yerlerde boşluk olacak. Bu kitapta yüzlerce insanın hayatları, yaşadıkları sorunlar ve hastalıklarına göre sorunların nedenleri çakralar -enerji merkezleri- üzerinden incelenmiş ki kitabı daha da güzel yapan şey bu. Hem gerçek dönüşüm hayat hikayeleri,  hem de bunların şifa aşamalarının nasıl olduğu hem de çakraların ne olduğu ve hayatımızda neyi simgeledikleri. Ayrıca Carolyn Myss hep çok severek takip ettiğim çok değerli bir eğitmen, araştırmacı ve şifacı bana göre. Kendisi bu kitapta aslında doğu ve batı inanç sistemlerinin temelde aynı şeyi farklı yöntemlerle söylediğini detaylarla anlatmış. Bu kitap bence çok değerli bir eser  ve  yeniden okuyacağım dediğim kitaplar arasında.

9 Eylül 2018 Pazar

On Bir Dakika – Paulo Coelho

Biraz roman okuyum farklı birşey olsun dedim ve bu kitap geldi elime ve bana çok iyi geldi. Daha okurken bunun gerçek hayat hikayesinden esinlenerek yazılan bir kitap olduğunu anlamıştım ve öyleymiş. Bambaşka yaşamlar, bambaşka tarzlar, farklı kararlar ama yaşananlar, duygular, düşünceler hep aynı…
O kadar aynılık içinde bambaşka yaşamlar ve her hikayenin kendi özelliği…

İyi ki okumuşum bir an hayatın ne kadar yumuşak, ne kadar sert; ne kadar duygu ne kadar düşünce olduğunu gördüm. Zıtlıkların karmaşası ve dengesi…
Bizler kurban olmayı seçmedikçe, her şekilde yaşamı kucaklayıp, güçlü bireyler olabiliriz. Bakış açısı yani büyük resmi görmek çok önemli 
#Onbirdakika Hayat bundan çok fazlası kesinlikle #PauloCoelho
Hoşuma giden   #KitaptanPaylaşım küçük bir yine aşağıda 
“İnsan ancak kendi sınırlarına dokunduğu zaman kendini gerçekten tanırmış. Orası kesin. Ama aynı zamanda da yanlış bu, çünkü insanın kendini tam anlamıyla tanımaması da mümkün. İnsanoğlu yalnızca bir şeyleri anlamak için değil, aynı zamanda toprağı ekip biçmek, yağmuru beklemek, buğdayını ekmek, taneleri toplamak, ekmek yoğurmak için de yaratılmış. Bende iki kadın var: Bunlardan biri neşeyi, tutkuyu, hayatın ona sunabileceği serüvenleri tanımayı istiyor, öteki ise tekdüzeliğin, aile hayatının, planlanıp yerine getirebilen ufak işlerin kölesi.
Bir kadının kendisiyle yüzleşmesi, ciddi tehlikeler barındıran bir oyundur. Kutsal bir dans. Kendimize karşı geldiğimizde, iki tanrısal enerji, çarpışan iki evreninizdir. Yüzleşmede gerektiği kadar saygı yoksa bir evren ötekini yok eder” 
#kitap #kitabımyanımdaolsunyeter  #seviyorumkitapları  #güzelbirkitapdaha  #Kitapsevgisi


Beden Yalan Söylemez – Alice Miller

Siz istediğiniz kadar yaratıcı, ünlü, güzel, seksi, zengin, tanınmış kişi olun, kendi gerçekliğinizi kucaklamadı iseniz geçmiş olsun o yaşama, tabi buna sıradan bizler de dahil J. Gerçekliğin kendine ne kadar dürüst olduğun ve hislerini, duygularını samimiyet ve rahatlıkla ifade edebilmen demek. Aksi halde tüm dünyayı da gezsen kendine yabancı ve çevrende bu ilişkiyi destekleyenlerle olacaksın ve asıl özgürlüğü keşfedemeyeceksin. Mesele ifade edemediklerini bulup çıkarmada. Bu ifade edemediğin her şey bedende dönüp duracak, kafayı karıştıracak ve hep bir şeyler saçma, boş anlamsız gelecek sen onun ne olduğunu bilmeyeceksin. Empati ve geçmişle kucaklaşmak önemli ancak bunların hiçbiri kendi karanlığınla, nefretinle ve korkunla yüzleşmeden önce gelmemeli. Yani önce içindeki gerçeklik ile yüzleş, karanlığını tanı, onu ifade et. Ondan sonra o ifadeyi anlama ve kucaklama sürecine gir. Aksi halde her şey yine zihinde yaşanıyor yani bilincinde mantıklı anlayışlı adımlar atsan da bilinçaltı bedeninde kendini ifade etmeye devam ediyor. Sevgisiz, ilgisiz veya tacizlerle büyümüş çocuğun duygularını ben anladım demekle ortadan kaybolmuyor. Sen ne yapıp edip o çocuğun duygularını duymalı ve doyurmalısın. Yoksa süper anlayış çalışmaları, muhteşem polyanna bakışı hayatını düzenlemeyecek ya da hiçbir alkol, esrar, uyuşturucu duygu bedeninin acısını dindirmeyecek.
Hayatında bir yalana son vermek için kendine sor? Benim gerçek duygum ne, şu an ne hissediyorum. Gelen cevap nefret, korku, endişe ise çalışmalarına bu duygudan başla ve onları ifade etmenin yollarını ara. İşte kitap bunları söylüyor , tabi çok daha fazlasını söylüyor. Özellikle anne ve babamıza karşı olan duygularımız konusunda net olmalı ve içimizden geldiği gibi hareket etmemiz gerektiğini söylüyor yine toplumun bize dikte ettiği şekilde sevgi ve saygı içinde olmak yerine bir an önce beslemeyen ilişkileri fark edip bedenini ve duygularını dinleyerek hareket etmemiz gerektiğini anlatıyor. Zaten sen bu duyguları boşaltıp rahatlayınca içine sevgi tohumları ekilmeye başlıyor. Yeter ki karanlık enerji aydınlansın. Bu kitapta nice ünlü yazarlarımızın hayatları da bu doğrultuda işlenmiş. Bu yazarların çocuklukta ifade edemediği duygularından dolayı ve daha sonra hayatlarını nasıl yalnız, acılarla dolu ve hastalık içinde ve kötü hikayeler ile yaşadıklarını anlatıyor. Tabi başka can alıcı hikayeler de var. Bunlar içimizden hayatlar olduğu için çok sürükleyici bir kitap “Beden yalan söylemez” isimli bu kitabı keşke çocukken fiziksel, duygusal, cinsel taciz yaşayan herkes okusa belki yaşamlarında kendi iç duygularını samimiyet ve özgürlükle ifade etmelerini sağlayacak cesareti verir. Bana verdi en azından. İfade edemediği duyguların bile ne olduğunu bilmeyecek kadar gömen insanlara cesaret verici bir kitap. Tek kelime ile muhteşem Alice Miller’a cesaretinden dolayı teşekkür ederim. #BedenYalanSöylemez #AliceMiller #kitap#kitabımyanımdaolsunyeter#güzelbirkitapdaha #kitapsevgisi

Sözün Gücü – Yogi Bhajan

Sözlerimiz, duygu ve düşüncelerimizin yani ruhumuzun yansımasıdır. İfademiz, konuşma şeklimiz benliğimizin resmini ortaya koyuyor. İfade sanatı o kadar önemli ki insanlar kendi kimliğini, öz benliği tanımayı, yaşamayı, onu ifade etmeyi gerçekten bilmiyor. Dolayısı ile ifade sanatında ustalaşmak tabi ki zaman alıyor. Sonradan bunları öğrenmeye çalışıyoruz keşke bunlar eğitim olarak ilkokul, ortaokul veya lisede alabilsek. Duygu, düşünce ve davranış bilimlerini içeren beni tanıma dersleri ah ahh şu an bunu insanlık adına diliyorum.
Titreşim sanatı, bizim ruhumuzun, beden ve zihnimizin beraberce gerçekliğini ifadeye dönüştürdüğü sanat. Bu sanatı iyi icra edebilirseniz etrafınız ışıklar içinde canlanıyor ama bu sanatı icra edemiyorsanız işte o zaman dengesizlikler başlıyor ve insan arayışa giriyor sonu gelmeyecek bir arayış taki evrenle beraber titreşmeyi, ifade sanatını öğrenene kadar.
Bu kitap bana farklı bakış açısı verdi artık ağzımdan çıkan sözleri gerçekten ne kadar önemsemem gerektiğini net anladım. Çünkü bu sözler benim gerçekliğim ve geleceğim. Nasıl bir gelecek istiyorsam o geleceği içimde yaratmalıyım ki önüme gelsin hayatıma girsin. Kitapta okuduğum pek çok şey tandık ama bazı paylaşımlar öyle etkileyici ki kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. Bir şeylerin size hizmet etmediğini görüyor ve bir şeyleri değiştirmem lazım diyorsunuz. Kitapta söz, sevgi, kadın, bilgelik, Tanrı, zihin, idrak&farkındalık gibi konularda hem bilgileniyor hem de bakmadığınız yönlerle kendiniz ile şefkatli biçimde yüzleşiyorsunuz.
Bu yüzleşme, belki arınma olmadan yaşamış olsak bile aslında yaşamlarımız öznesiz cümleler gibi eksik kalıyor en önemli parçası ile
Tabi ki Yogi Bhajan’dan birkaç paylaşımla bitireceğim.Ne kadar teşekkür etsem azdır hayata. Her adımda beni destekliyor. Muhteşem öğretmenler, kitaplar yolumuzu aydınlatıyor.
“Bir insan kendini bildiğinde herkesi bilir. Bir insan kendini sevdiğinde ise herkesi sever. Sevgi kendini feda etmektir ve sevgi sınır tanımaz. Sınırları olan sevgi, sevgi değildir. İnsan sevgisiz yaşayamaz. Sevmeli ve sevilmelidir. Sevgi her düzeyde deneyimlenen en büyük tatmindir. Onaylandığınızda bu bir sevgi ifadesidir; size bir armağan verildiğinde; bu da sevgi ifadesidir. Birinin sizinle konuşması ve size gülümsemesi de sevgi ifadesidir. Bunların tümü sevgi ifadeleridir. Fakat ifadelerle tatmin olabilir misiniz? Hayır, siz birşeyleri deneyimlemek istersiniz. Kendi içinizde bencil olma halini deneyimliyor ve hissediyorsanız ve başka biri için titriyorsa kalbiniz o zaman sevgiyle tıka basa dolusunuzdur. Bireysel bilincin en yüksek hali budur. Geri kalan her şey güzeldir.”
“Bir kez dolambaçsız ve açık sözlü bir insan olarak tanındığınızda amacınıza ulaşmışsınız demektir. Bundan böyle hiçbir zorluk size dokunamaz. Birşeyleri çarpıtmaya başladığınızda ise enerjinizi boşa harcamakla kalmayıp kendi imgenize de zarar vermiş olursunuz. Sır diye bir şey yoktur, unutmayın. Gerçekler, torbaya hapsedilmiş kedi misali eninde sonunda ortaya çıktığında kendinizi berbat hissedersiniz. Neden mi? Çünkü sahip olduğunuz bilinç canınızı yakar.”

Bhagavad Gita – Tanrının Şarkısı


M.Ö Hindistanda yazılmış olan Mahabhrata destanının bir parçasıdır. Tanrının Şarkısı ve şiiri olarak geçiyor. Kitap yaşamın devamlılığını sağlayan Vishnu isimli Tanrının avatarı Krishna ile krallığın başına geçecek olan Arcuna arasındaki konuşmayı içeriyor. Arcuna o dönem krallığın başına geçecektir ancak kuzenler ile taht kavgası başlıyor aralarında ve bu kavga savaşa kadar gidiyor. Arcuna aslında bu durumdan üzgün kardeşler, yakınları, akrabaları ile savaşmak istemiyor. Tahta geçsem de geçmesem de durum benim için her şekilde zor diyor. Savaş başlamadan Krişna ile konuşmaya başlıyor. Bu konuşma amcasının yardımcısı tarafından kaydediliyor. Tabiki konuşma aslında şiirin, şarkının kendisi. Bana en garip gelen yüzyıllar geçmesine rağmen ahlaki, etik değerler, erdemler hala aynı. Sanki medeniyetle bu değerler gelmiş gibi kafamda nedense. Bunun bana garip gelmesi de ayrı ilginç bir durum;). Kitaba dönersek aslında kuzenler, akrabalar, sevdiğimiz kişilerle yapacağımız her savaş bizim içimizdeki kendimizle nefsimizle, bağımlılıklarımızla yani zihnimiz içinde kaybolduğumuz ve çevrenin koşullandırılması ile öğrendiklerimize karşı verdiğimiz savaşlar. Bu savaşta bir kere kendi özün sandığın şeyin ne olduğunu fark etmek sonra da ona karşı durmak başlı başına bence bir mertebe. Sonra da savaşı kazanacağına inanmak başka mertebe. Velhasıl insanın kendi içindeki dünyayı, Evren’i keşfetmesi belki adımların en büyüğü. Ama bu adım İÇİN tek yol yok. Öğrenmek, görmek, bilmek isteyen için her yerde anahtarlar saklı. Yeter ki biz bunu isteyelim.
Kitaptan sevdiğim bazı dörtlüklerle bitireceğim. 
Kızgınlık korku ve tutkuyu yenen
Bilgiyle olgunlaşan pek çok bilge
Arınarak soyundu, bana erdi
Bende çözüldü, özümde eridi

İş yapmakla iş yapılmayabilir
İşler yapılmadan da olabilir
Bunu gören kimse gerçeği görür
Ne iş yaparsa yapsın, iyi olur

Bir kimsenin çalışmaları işleri
İsteklerinden tutkularından arınmışsa
Bilgeliğinin ateşinde sınanmışsa
Bilenler o kimseye aydın derler

Kendi kendini yenen huzurludur
Kendi özünde gerçeği bulur
O soğuk sıcak, acı tatlı demez
Şu yüceymiş, bu alcakmış aldırmaz
Bütün varlıklarda Ben’i görürse
Ben’de de bütün varlıkları görür
Böylece her an Ben’i düşünür
Ben de O’nu bir an bile unutmam
….
Bir işe takılıp kalmış olmayan
Kendini tutan, istekleri yenen
Yaptığı işin ötesine geçen
Kendini geçer, kendini bulur

Dört Anlaşma -Don Miguel Ruiz


Bu kitap da artık benim 2. başucu kitabımdır. Daha önce okuduğumda çok etkilenmiştim yeniden okuyunca daha da etkilendim ve yine çok iyi hissettim. Önceden insanlar bana sinirli, öfkeli, gergin konuştuklarında bu siniri ve öfkeyi kendime yorardım. Yani insanlar beni kolayca mutsuz edebilirdi. Bu kitap sayesinde kimse beni sözcükleri ile eskisi gibi üzmedi. Çünkü artık biliyorum herkesin öfkesi, kızgınlığı, sevgisi, anlayışı kendi içinde ve içeride ne varsa bunu yansıtıyorlar. Benimle ilgisi yok. Önceden varsayım çok yapardım ve önyargılarım çoktu ama yine bu kitaptan sonra varsayım yapmak yerine olayla ilgili soru sormaya başlayıp durumu anlamaya başladım. Düşündüğüm gibi mi değil mi. Olumsuz düşüncelerim çoktu, sınırlarım yoktu. Kendimi şikayet ve üzüntüye daha çok kaptırırdım. Sonra hayatımı düzenlemeye başladım. Bu benim hikayemdi ve ben kalemi elime alıp hayatımı istediğim gibi yazmaya başladım. Eğitimler aldım, alıyorum. Tabi eğitimler beni iyi insan yapmadı ama bakış açımı değiştirdi. Acı ile mutluluk arasında seçim yapma hakkım olduğunu gösterdi. Kendimi tanımamı sağladı. Bedenime iyi bakmaya başladım, kendime değer veriyorum. Hayatımda sevdiğim aktiviteleri arttırdım ve birden biri yavaş yavaş bir şeyler değişmeye başladı. Sabahlar anlamlı olmaya başladı. Hayatım değişti diyebilirim.
Bu kitabı herkese hediye etmek isterdim. Gerçekten kolayca başkalarından etkileniyorsanız, ön yargılarınız çoksa, sürekli gerginlik veya üzüntü içindeyseniz. Yeni şeylere başlamakta motivasyon bulamıyorsanız, çok şikayet ediyorsanız, insanları suçluyor, başkalarını affedemiyorsanız, samimi olamıyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Zaten o kadar akıcı ve açık dille yazılmış ki eminim kısa sürede okuyup bitireceksiniz. Kitaptaki anlaşmalar belki de hayatımdaki en değerli anlaşmalar benim için. Olaylar farklı bakış açısı ile bakmamı sağlıyorlar ve hayat kalitemi, mutluluğumu arttırıyorlar.
Bu sefer okuduğumda ise bambaşka fikirlerim oluştu. Çok yol kat etmişim. Kitabı bu sefer okumam ile beraber ile 
farkındalığım arttırıyorum, affediyorum, içimdeki yargıç ve kurbanı azat ediyorum
Onlar boşuna enerji sistemimde dolaşıyor. İyi düşünmeyi ve güzel cümleler, sözcükleri kullanmayı seçiyorum. En önemlisi de kendimi olduğum gibi kabul etmeyi ve kendimi sevmeyi seçiyorum. Sevgimi çevremle paylaşıyorum. Alanımı genişletiyorum. Bağımı güçlendiriyorum. Kendimi cennette yaşama bilincine taşıyorum. Galiba abartıyor diyebilirsiniz. Artık sizin ne düşündüğünüzün benimle ilgili olmadığını biliyorum.
Ben bu Dört Anlaşmanın altına imzamı atıyorum. Siz de okuyup imza atarsanız benimle paylaşır mısınız.
Özellikle bu kitabın basılmasında ve tercüme edilmesinde emeği geçen @kuraldisiakademi ‘ye çok teşekkürler ederim. Bu kitap sayesinde Kuraldışı ile tanışıp yukarda bahsettiğim dönüşüm ve değişimime katkı sağlayan bireysel gelişim eğitimleri alabildim. #DörtAnlaşma #DonMiguelRuiz

Yoga ve Siz -Iyengar

Bu kitabı iyi ki okumuşum diyorum kafamda yoga eğitmenliği ile o kadar çok soru vardı ki sanki kitap bu sorular için yazılmış. O yüzden bu yolda derinleşmek uzmanlaşma isteyen herkese şiddetle tavsiye ederim. Mesela bir yoga hocasının pratiğinin güçlü ve derin olmasını gerektiğini düşünürdüm ki bunu öğrencilerine bunu yansıtabilsin. Kitap öğrencilere de sesleniyor ve hocalarınızı özenle seçin diyor ve gerçekten haklı. Duyarlı, adanmış, pratiği sağlam, kendini gelişime adamış eğitmenle çalışmak bence çok çok değerli. Bir diğer mesele var mesela benim için soru işareti illa meditasyona oturmak mı lazım anda olmak ve dengeyi, dinginliği bulmak için ya da zihnin düşünceler arası anı uzatabilmek için, hayır hatha yoga ile de bunu yapabilir bir insan eğer pratiğini hissederek, duyarlılıkla, dinleyerek, adanarak yapıyorsa.
Bir başka diğer konu kitaptan öğrendiğim, insanın pratik sırasında esnetmeye çalıştığı bölge ile uğraşırken diğer bölgeyi nasıl unutarak aslında bedenine de bir çeşit bilinçsiz şiddet uyguladığı. İşte duyarlı bir eğitmen o bölgeye yapacağı küçük dokunuşlarla öğrenciyi nasıl bilinçlendireceğini anlatıyor. Bu çok çok hoşuma gitti.
Başka diğer konu mesela çocuklara nasıl eğitim verilebileceğinin kilit noktasını anlatmış. Çok  değerli bilgiler. Bu kitabı yoga alanında başucu kitabım yapıyorum sürekli sürekli okumama gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
En son kitaptan kendime not olması için çok hoşuma giden bazı yerleri aşağıda yazmak istiyorum.  #Iyengar’a bu değerli eser için çok müteşekkirim ve okumama vesile olduğu için @meyelbi’e  çok teşekkür ederim.
Kitaptan alıntı: “Yogada hepinizin kulağına küpe etmesi gereken bir şey var: hareketin kaynağı en zayıf kalan kısımdır.
İşte asanalar öyle uygulanmalıdır. Bu ne bir günün, ne de birkaç yılın işidir. Yoga uygulayıcısının iman, bellek, cesaret ve kesintisiz dikkat istencine, bir de kendini uğraşına verme istencine sahip olduğu varsayılırsa, ömür boyu süren süreçtir bu. Yoga yapmanın beş istencidir bu. Bu beş istençle bedenin beş zarfına hükmedebilir, Evrensel benle bir olabilirsiniz.
Kitaptan ufak bir kaç yoruma da yazdım. Dönüp dönüp buradan okumak istiyorum. Asana duruş demektir; yani vücudu bir bütün olarak bedensel, zihinsel ve ruhsal bir tutumla konumlandırma sanatıdır. Duruş iki yönlüdür, vaziyet almak ve dinlenmek. Vaziyet almak eyleme geçmek demektir. Vaziyet almak uygulanan asananın temsil ettiği biçimiyle, bedenin ve uzuvların belli konumları takınmasıdır. Dinlenmek duruş hakkında farkındalıktır. Burada duruş yeniden değerlendirilip ayarlanır ve bedenin ilgili bölümleri gereğince konumlandırılıp dinlendirilir ve rahat ettirilir. Zihin, kemiklerin, eklemlerin, kasların, liflerin ve hücrelerin dinginliğini tecrübe eder.
Bedenin ve zihnin hangi yanının çalıştığını, zihnin bedenin hangi yanına işlemediği üzerine düşünerek zihni de beden gibi gerer, esnetiriz. Bedenin kasılıp açılması gibi akıl da bedenin her yerine nüfuz edecek şekilde kasılıp açılır. Bu dinlenmedir, duyarlılıktır Duyarlılık beden, zihin ve ruhla aynı ölçüde temasta olduğu zaman asana dediğimiz tefekkür veya meditasyon haline girilir. Bedenle zihin, zihinle ruh arasındaki ikilikler silinir, kaybolur.
Her ikisinin başlı başına bir sanat olması bakımından asanların yapısı değişmez. Her asana aritmetik ve geometrik bakımdan çalışılmalıdır, öyle ki asananın sunumunda onun gerçek biçimi ortaya konabilsin. Bedenin ağırlığı, kaslara, kemiklere, zihne ve akla eşit dağıtılmalıdır. Direnç ve hareket uyumlu olmalı. Uygulayıcı özne ve asana nesne olmakla birlikte asana özneye, uygulayıcı nesneye dönüşmeli; ancak bu şekilde araç (beden) ve asana er veya geç birleşebilir.
İçinden cereyan geçen bir tele dokunduğunuzda çarpılırsınız. Aklınız bedeninizin içinde elektrikli tel gibi olmalı dikkatiniz başka bir yere kaydığı veya unutkanlık olduğu zaman cereyan size kafanızda bir şeylerin kaçtığını söyleyecek. Bu meditasyondaki harekettir. Bu hareketteki meditasyondur. Dolayısı ile meditasyon ile hareket arasında bir fark yok, tıpkı hatha yoga ile Raja yoga arasında fark olmaması gibi. Hatha zihin irade gücü demektir. Raja da ruh. Ruhla beden arasında köprü olan zihin, o ikisini örüp ilahi bir birliktelik haline getirecek olan ipliktir; Bu samadhi ya da kişideki mutlaklık olarak bilinene tanrısal evliliktir. Yoga ağacının meyvesi işte budur.
Yogiler de sanatçılar da bedene saygı duymak zorundadır. Biçim olmadan, zarafet ve kuvvet olmadan ne yogi olunabilir, ne de dansçı. Sanatçılarında da hangi sanatsal ifade biçimini sunarlarsa sunsunlar, daima yogilerin de çalıştıkları içsel deneyim ve eylemlere dayandıklarını unutmayın. Bir sanatçı olarak yoga yapıyorsanız çok çeşitli ifade biçimleri geliştirirsiniz ve sanatınız sahici, hayırlı ve güzel olarak bilinen nitelik kazanır. İşte o zaman sanat yoga-kala ( hayırlı sanat) olarak bilinen şekliyle kutsallaşır. Böyle bir manevi derinliği olmayan sanata bhoga-kala ( zevk için sanat) denir. Zevk için sanatında elbette bir değeri var, ancak ondaki yoğunluk ve sadakat kaybolduğu zaman kolayca kama-kalaya (cinsel tatmin için sanat) dönüşür

Ev Yapımı Bir Paraşüt – Berrak Yurdakul




Ben bu kitabı çok sevdim… kitabın adı zihin kullanma kılavuzu, kendini tanıma ve anlama kılavuzu olsa bu kadar uyardı. Muhteşem anlatım. Günümüzdeki kaotik, aptalca bencil yaşamların, aç gözlü olmanın, hırsların, Nefret, kin, öfkenin sebepleri, zevk peşinde ordan oraya savrulmanın, bağımlılıklar ve alışkanlıkların, olumsuz tepkilerin sebepleri ve bunlara nasıl çözüm bulanacağı ancak bu kadar güzel işlenebilirdi.
Şimdi ben size desem ki aslında en az kendinizi tanıyorsunuz (tabi milyonda birler için konuşmuyorum:) öyle şey mi olur nasıl kendimi tanımam dersiniz oysa tanımış olsanız sizi çıldırtan birinin neden çıldırttığını, ya da çıldırtamayacağını bilirdiniz. Suçlamayı, şikayet etmeyi, öfkeyi, nefreti, kendinizle olan çelişkilerinizi, korkularınızı ve endişelerinizi bırakmış olurdunuz. İçinizde büyük bir sevgi, anlayış ve büyük bir uyanıklık olurdu. Herşeyi farkındalıkla yapardınız. Kendimi de kendini tanımayanlar grubunda tutuyorum tabiki . Siz derken aslında biz demeliyim aslında
İşte bu kitabı diğerlerinden ayıran özellik bana göre zihnimizin nasıl çalıştığını,neden arzularımıza, dürtülerimize, düşünce, duygularımıza kapılıp gittiğimizi anlatıyor ve bunu engelleyip bilinçli farkındalıkla nasıl yaşayabileceğimizin anahtarlarını, tekniklerini veriyor. Benim için çok etkili oldu bu kitap. Anlatımı bence mühendis veya fen matematik grubu yani mantık insanlarını ikna edici türden. . Artık kendimi tanımak, anlamak, bilinçlenmek için motivasyonum yüksek. Anımın kıymetini bilmek, kendimiz sevmek, bilinçlenmek, karanlık yönlerimi kucaklamak ve her geçen gün potansiyelime yaklaşmak. Muhteşem bir şey.
Ben meditasyonu, şükretmeyi hayatıma aldım bu kitap sayesinde artık daha da hevesli yapıyorum. Ellerinize, yüreğinize, emeğinize sağlık @BerrakYurdakul şimdi kitaptan beğendiğim bir kaç kısa bir bölümü yorum bölümünde paylaşacağım.
“Nefret, sizi ele geçirdiği zaman kendinize herhangi bir düşmanın size verebileceğinden çok daha fazla zarar verirsiniz. Onlara zarar verme arzusuyla dolar, intikam planları yaparak gece gündüz kendinizi cayır cayır yakar, zihninizi ve kalbinizi zehirlersiniz. Aslında sizin gerçek düşmanınız içinizde büyütüp beslediğiniz öfke ve nefret duygularıdır. Birisinden nefret etmek demek, ona bağlı kalmak demektir.” “Direndiğiniz herşey güç kazanır. Acıyı düşman ilan ederek onu daha somut, daha belirgin bir hale getirirsiniz. İstemediğiniz şeyleri itip, uzaklaştırmaya çalışmaktan vazgeçmeniz gerekiyor. Acıdan kaçmaya, kurtulmaya çalışmaktan vazgeçmeniz gerekiyor. Acıya direnmeye çalıştığınızda fiziksel acıyı duygusal ıstıraba çevirmiş oluyorsunuz.”

“Sahte kişilik kendisini eleştiren kişilere hemen kızmaya programlıdır. Oysa çoğu zaman kendi kusurlarınıza karşı kör olduğunuz için başkalarının onları size göstermesi, ayna tutması gereklidir. Eksik ve kusurlu taraflarınız size bir başkası tarafından işaret edilmedikçe, onları kendiniz bulup gidermeniz çok zordur. Bu yüzden aslında sizi eleştiren kişileri en kıymetli öğretmenleriniz olarak görmeniz gerekmektedir. Bu yüzden bu kişilere içinizdeki gizli hazineleri ortaya çıkaran biri olarak görün.”
“Sevgi, ‘Sevgi dolu olmalıyız’ diyerek ortaya çıkabilen bir duygu değildir. Sevgi kendini anlamaktan doğar. Kendi doğasına dair derin bir anlayışa kavuşan kişi, affedebilme özgürlüğünü kazanır. Kendini anlayan kişi, kendini tüm kalbiyle affedebilen kişi, başkalarını, hayatı ve ölümüde affeder. Tüm insanların acılarıyla, korkularıyla,yaralarıyla, hatalarıyla, arzularıyla be sevilme, beğenilme ihtiyaçlarıyla kendisine benzediğini gören kişi hoşgörüyle, sevgiyle ve şefkatle dolar. Meditasyon minderi, sizi bu anlayışa götürecek yerdir. Meditasyon sizi efendi, zihni köle yapar.”


Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı-Mark Manson


Neye kafa yorduğumuz önemli! Siz kafayı bir şeylere takarken bir bakmışsınız ah, vah ile geçmiş ömrünüz. Bunu eskilerden çok duyardım ahla vahla geçti ömrüm diye. Bu kitap öyle pozitif ol, her an cıvıl cıvıl ol demiyor. Diyor ki önce kendini iyice tanı, anla. Sevmediğin yönlerin de dahil. Çünkü hayat bir bütün, artı ve eksi ile var. Artı olan herşey çok güzel geliyor genelde oysa çok artı da dengesizlik yaratır çok eksi gibi. Karanlık olmadan da aydınlık olmuyor yani sen karanlıklarını görüp, onlara ışık tutarsan ve bunun aslında diğer insanların da yaşadığını bilirsen o zaman özgürleşme başlayabiliyor. Ayrıca denge için pozitif kadar negatif de şart. Bu şu değil tabi şiddet yarat, katliamın parçası ol. İçindeki herşeyi olabildiği gibi görüp kabul etme. Bir şeylere yargısızca bakabilme özelliği. Karanlıkların da dahil kendini tanıdıktan sonra hayata karşı nasıl güçleneceğini ya da yolunu nasıl çizeceğinin bir planını yapabilirsin.
Sen bir şeye takılıp kaldı isen başka bir şeyde mutlaka sıkıntı olacak. Eğer bir şekilde takılacak isen en azından bari bu saçma sapan nedenler olmasın yani “Bana günaydın demedi”, “beni dinlemiyor”, “beni çağırmadı”, “Klima sürekli açık”, “Yanlış yoldan gittim” olmasın. Kafaya taktığın şeyler önemli şeyler olsun bari J bu da hayatında öncelik sıralaman ile geliyor. Yani 2. Önemli adım. Sen ve isteklerin, hayallerin kendi hayatının neresinde. Ya da aslında önem vermediğin insanlar gereğinden fazla mı hayatının içinde ve sen onları mı düşünüyorsun. Bu diğer önemli bir adım bence. Mesela kendi adıma bu madde için çok savaş verdim, şükürler olsun artık önceliklendirme yapabiliyorum J
Hani bazı insanlara bakarız ve imreniriz Ya ne kadar başarılı, ya ne kadar yetenekli ne kadar yaratıcı, ne kadar kısmetli felan falan. Kimse o başarılı olduğu yere birden gelmiyor o yeri için defalarca hata yapıyor ama yine de yola devam ediyor.  Hata yaptıkça o yol daha da kıymetleniyor o yüzden hataları sevelim, onlara takılıp, öyle böyle demektense hataların da sorumluluğunu alıp yola devam edelim. Bu pişmanlık, üzüntü duymak ya da suçlu aramak, şikayet etmek değil, onunla ilgili nasıl yol alacağını düşünüp, yola devam etmek için. Kitapta benim inanılmaz hoşuma giden de şuydu. Herhangi bir şey oldu hayatında ve senin suçun değil ancak olay seni bir şekilde bağlıyor ve etkiliyor. Bu durum karşısında tavrın ne olur.  Bana ne,  benim şuçum değil beni ilgilendirmez dersen kendini, hayatını askıya almış olursun ve bir şeyleri sadece geciktirirsin. Şikayet edip, kızıp durup öylece beklersin ve bir bakarsın zaman geçmiş iş değişmiş ve sen geç kalmışsın. O yüzden senin suçun olmasa da seni bağlıyor ise sorumluluğunu almalısın. Kitap bunu çok güzel bir cümle ile anlatmış “Öyle hissetmemin suçlusu o olsa da, nasıl hissettiğimin sorumlusu o değildi, benim”
Kitap ölüm konusunu genişçe yazmış aslında temelde en büyük insanlık korkusu olan ölüm yaşamımızdaki meşguliyet sebebiyle maalesef yerine alacak başka ufak korkularla kafamıza takılmaya devam ediyor oysaki bana göre ölüm daha çok hayatımızda sözcüklerimizde olmalı ki yaşamın güzelliğini görüp, her anı dolu dolu sevdiklerimizle yaşayalım, onlar yaşarken onları sevip sayalım.
Yani kitap sana kafaya takmamak için neler yapmayacağını değil hayatında neler yaparak kafaya takmayacağını anlatıyor. Akıcı, faydalı, anlaşılır ve net bir kitap. Emeğinize sağlık @markmansonnet
Her zaman yaptığım gibi kitaptan alıntılar yaparak tamamlayacağım. Alıntıları yorumlarda bulabilirsin. Su gibi aktı bu kitap da şükürler olsun.
“Unutmayın ki hayatınızda bir değişiklik olması için bir şey hakkında yanılmanız gerekmektedir. Gün ve gün mutsuzluk içinde yerinizde oturuyorsanız, zaten hayatınızdaki önemli bir şey hakkında yanılıyorsunuz demektir ve bunun ne olduğunu bulmak için kendinizi sorgulayana kadar da bri şey değişmeyecektir.”
“Mutsuzluğunuzun nedeni birçok kişi olabilir, ama sizden başka kimse mutsuzluğunuzdan sorumlu değildir. Çünkü şeyleri nasıl gördüğümüzü, nasıl tepki verdiğinizi, nasıl değerlendirdiğinizi siz seçersiniz. Deneyimlerinizi ölçecek ölçütü siz belirlersiniz.”
“Özgüven hareketinin sorunu özgüveni insanların kendi hakkında ne kadar olumlu düşündüğünü ölçmesidir. Ama insanın öz değerlerinin gerçek ve doğru ölçüsü kendisinin olumsuz yönleri hakkında nasıl hissettiğidir.”
“Başarınızı belirleyen “Neyin tadını çıkarmak istiyorsun? Sorusu değildir. Doğru soru “Hangi ıstıraba katlanmaya razısın? Soruşurdur. Mutluluğa uzanan yol engebelidir ve utançla döşenmiştir”.